MEHMET  ZENGİN

AMACA GİDEN HER YOL MÜBAH MIDIR?

27.3.2019
 AMACA GİDEN HER YOL MÜBAH MIDIR?

Gerek bireysel olarak, gerekse siyasetçi olarak ulaşmak istediğimiz çeşitli amaçlarımız olabilir. Bu çok doğal bir istektir. Lakin amaçlarımıza ulaşabilmek adına her yol mubahtır anlayışına bir Müslüman olarak itirazım var.

     Elbette bu itirazım; iman edenler ve Rabbi’nin rızasını kazanmayı her şeyin üstünde tutan, yaşantısı süresince Allah’a kulluk görevini yerine getirebilmek ve O’nun rızasını kazanmak olanlaradır. Benim eleştirim, Sırat-ı müstakim üzerine olduğunu iddia edip, siyasetin ahlakından uzak ve temel değerlerimizi yok sayan İtalyan Nicollo Machiavelli’nin "amaca giden her yol mubahtır” anlayışıyla hareket edenleredir.

     Bu teoriyi kendine rehber edinenlere diyeceğim bir şey yok. Fakat İslam’i mevzular söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayan ve daha da önemlisi mütedeyyin vatandaşların oylarına talip olup, ardından ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışıyla hareket eden ‘dindarlara’söyleyecek bir çift sözümüz olacaktır.    

    Bir Müslüman, çevresindeki insanlara öncelikle ahlâkıyla örnek olmalıdır. Tüm işlerinde gayri ahlâki, gayri insani, gayri vicdani ve gayri milli yollara tenezzül etmemelidir. Başarıya giden yolda doğruluktan, dürüstlükten, insani ve milli hassasiyetten ödün vermemelidir. Allah’ın haram kıldığı söylem ve eylemlerden uzak durmalı. İkiyüzlülüğü, hainlik yapmayı, kul hakkı yemeyi, haksız şekilde kazanç sağlamayı, yalan dolan ve entrika çevirmeyi amaca ulaşmada bir yöntem olarak görme gafletinden geri durmalıdır.

    Kısacası, Mevlana Celaleddin Rumi’nin o muhteşem ifadesinde belirttiği gibi ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalıdır.

     Bu tespiti yaptıktan sonra somut bazı misaller üzerinde durmak istiyorum.

     Maalesef çoğu zaman “amaca giden yol mubah” sayılarak tüm değerlerimizi yerle yeksan edebiliyoruz. İnandığı gibi yaşamadığı için zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlamakta. Yaşadığı gibi inanmaya başladığı için iyi-kötü, doğru-yanlış, meşru-gayrimeşru, milli-gayri milli, ahlaki-gayri ahlaki konularında genellikle aldanmaktadır.

    Kendini doğru yolda görüyor. Yanlışlarını doğru, gayrimeşru işlerini meşru, ihaneti millilik ve ahlaksızlığı ahlak olarak görmeye başlıyor!

    Bu durumu günümüz dünyasında ve ülkemizde çokça görebiliyoruz. Dünyadaki yansımasında ziyade ülkemizdeki yansımasına dikkat çekmek daha yararlı olacaktır kanımca.

    Şunu da ifade etmekte yarar vardır. Politika ile siyaset arasında bulunan o önemli farkı gözden kaçırmamak gerekir. Zira toplumumuzun genel ekseriyeti, ülkeye hizmet amacıyla faaliyet sürdürmenin “politika”, faaliyeti icra edenlere de politikacı yakıştırması yapılmaktadır.

     Batı menşeli olan Politika, “poli-çok” ve “tika-yüz” kavramlarından türetilip Latince’de ‘çok yüzlü’ anlamına gelmektedir. Dolayısıyla“politikacıların” ikiyüzlü, menfaatçi gibi olumsuz kavramlarla nitelendirilmeleri sözlük anlamıyla örtüşüyor. Peki sahada bunun karşılığı var mı diye soranlara verebileceğim yanıt evet olacaktır. Toplumda “politikacılar” hakkındaki genel kanat sözlük anlamıyla orantılıdır. Türk siyasi yaşamında siyasetçiler genelde “politik” davrandıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

     Politikanın (Siyasetin) iyice yozlaştığı günümüzde, halka hizmet etmeye talip olanlar politik davranmayı bırakmalı ve halka hizmet etmek için siyaset yapmalıdır. Zira siyaset halka hizmet etmenin gerçek adıdır. Siyasetçi; inancına, ideolojisine, davasına ve halkına hizmet eden gönül erleridir. Öyle de olmalıdır!

      Amaca ulaşmada her yol mubahtır anlayışı günümüz politikasında en revaçta olan anlayıştır. Rakibini alt etmek için, hedefe ulaşmak için hiçbir değer gözetmeyen bir siyaset anlayışı kabul edilemez.

     Rakibini alt etmek için ABD, FETÖ, PKK, HDP, AVRUPA vb. aktörlerle işbirliği yapan. Ülkesini şikayet eden, kötüleyen siyaset anlayışı…

     Geçtiğimiz 5 yılda Erdoğan’ı legal yollardan saf dışı bırakamayan zevatın, ABD/Siyonizm’in arkasında bulunduğu 15 Temmuz’da FETÖ terör örgütünün kalkışmasını “tiyatro” ifadeleri ile sulandırarak dolaylı desteği…

     17-25 Aralık Polis-Yargı Darbe girişimine arka çıkması…

     Türkiye’yi bölmek ve İsrail’in "ARZ-I MEVUT" hayaline zemin hazırlamak için sınırımızda Siyonist aktörlerin ve ABD’nin aleni desteği ile terör faaliyetlerini sürdüren ve ülkemizi tehdit eden YPG-PYD terör örgütünü, terör örgütü olarak görmemesi…

      Gezi kalkışmasında aktif olarak katılarak ülkeyi kaosa sürüklemekten çekinmemesi…

     ve

     50 yıldır kötü olan ve onunla mücadele edilmesi gereken terör ve teröristin, bugün politikacılar için can simidi haline gelmiş olması çok üzücüdür.

     Görünürde sadece CHP, İP ve Saadet’ten oluşan “Millet İttifakı”perde arkasında PKK ve onun güdümünde olan HDP ile aleni işbirliği yapmaktadırlar. Milletin terör örgütü hakkındaki düşüncesinden çekinen partiler işbirliğini inkar etmeye devam ederken, gizli görüşmelerde ve seçim çalışmalarında ve söylemlerinde bu işbirliği kabak gibi ortadadır. Tüm bunlar ekranlarda ve halkın gözleri önünde yaşanmasına rağmen inkar politikasını sürdürme taraftarıdır muhalefet. Burada HDP’yi‘kutlamak’ istiyorum! Yapılan kirli ittifakı kabul ettikleri ve çekinmeden kamuoyuyla paylaştıkları için. İttifakın diğer üyelerinde bu cesareti maalesef göremedik!

     Yazımın son bölümünde, Muhafazakar bir partinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan eski bakanlardan Nihat Zeybekçi’nin, İzmirli CHP seçmeninden birkaç oy alma uğruna söylediği o talihsiz sözlere değinmek istiyorum.

     Zeybekçi’nin, Şarap üretimi ile ilgili açıklamaları nedeniyle kendisine yöneltilen eleştirilere; "Biz hükümet olarak bağcılığı, şarap ihracatını destekliyoruz. 21. Yüzyılın Türkiye`sinde içkili mekanları tartışmak gericilik ve yobazlıktır" diyerek cevapladı. Bu ifadeleri de "amaca giden her yol mubahtır” anlayışıyla açıklamak mümkündür.

     Erdoğan’ın siyaset anlayışında Sayın Zeybekçi’nin ifade ettiği gibi bir düşüncenin, anlayışın olduğunu düşünmüyorum. Alkole yaklaşımı ve bakışı çok net olduğuna göre parti adına yapılan bu açıklamanın manası nedir? Burada amaçlanan şey alkol tutkunu olan CHP’li seçmene şirin görünerek birkaç oy devşirmektir.

     Bu yaklaşım da tıpkı Millet İttifakı’nın terör örgütü mensupları ile iş tutması gibi sakat bir anlayıştır. Bu tür yaklaşımlar siyasette dejenerasyona ve çürümeye neden olmaktadır.

     Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki amacımız ne olursa olsun. Ne kadar haklı gerekçelerimiz olursa olsun. Asla bu amaca ulaşmak için her yolu mubah görmek doğru değildir. İnsanların amaçlarına yürürken de değerlerini kaybetmemelidir.

     Değerlerimizi kaybettikten sonra amaca ulaşmak neye yarar!!


©2010 Copyright Mehmetzengin.net