MEHMET  ZENGİN

“LAİKÇİ ZİHNİYETİN CUMA DİRENCİ !”

09.01.2016

“Laikçi zihniyetin Cuma direnci !”

“Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”

Hükümet, üsteki ayetin gereğini yerine getirmek isteyen milyonlarca Müslümanın yıllarca yerine getirmekte yaşadığı sıkıntıyı ortadan kaldırmak için harekete geçti ve bir genelge yayınladı. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren genelge, kamuda çalışanlara Cuma namazı iznini düzenliyor.

Bugüne kadar %99’u Müslüman olan halkın istek ve ihtiyaçlarına yönelik yapılan her düzenlemede olduğu gibi bu düzenlemeye de karşı çıkan birçok sözüm ona ‘entelektüel’ yazar, çizerin eski devlet refleksleriyle hareket ederek düzenlemeye karşı çıktı. Milyonlarca Müslümanı sevince boğan düzenlemeyi resmi Twitter hesabı üzerinden skandal ifadelerle eleştiren son ‘Laikçi’ Enver Aysever oldu!

    Türkiye’de uzun yıllar din ve vicdan özgürlüğü konusunda büyük sorunlar yaşanmıştır. İnancının gereğini yerine getirme hususunda engeller çıkartılmış, insan hakları ihlalleri meydana gelmiştir. Üzülerek ifade etmeliyim ki, özgürlükler konusunda sicilimiz pek de parlak değil!

“Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü güvence altına alması gereken Devlet; tam aksi bir tutum geliştirerek vatandaşların inancına ve inançlarını yerine getirme hususunda müdahalelerde bulunarak, insanların en tabii haklarını yerine getirmelerine engeller çıkarmış olması bir talihsizlikti. Türkiye’de 2002 yılına kadar resmi ideoloji; dini kendi belirlediği çerçevede, insan haklarına, din ve vicdan hürriyetine aykırı bir biçimde yeniden biçimlendirmek, dizayn etmek için tedbirler aldı.

Ezanın Türkçe okutulmasından, camilerin ahır olarak kullanılmasına, İmam Hatip Okulları’nın kapatılmasından başörtüsüne yasak getirilmesine, tarikat ve cemaatlerin yasa dışı ilan edilmesinden sakallı babaların yemin törenlerine alınmamasına, resmi kurumlarda başörtülülerin alınmaması ve aşağılanmasından kurban bayramında kesilen hayvanların derilerinin ‘Türk Hava Kurumu’na’ verilmek üzere zorla el konulmasına kadar geniş bir alanda Müslüman çoğunluğa sözüm ona ‘Laiklik’ kavramının arkasına gizlenerek ve bu kavramı bahane ederek zulmetmiştir. Zulüm sadece inançlı çoğunluğa yönelik de olmamıştır. İnsan hakları ihlâllerinin ağırlıklı olarak Müslüman çoğunluğa yönelik olarak gerçekleştiriliyor olması, gayrimüslim vatandaşların bu alanda herhangi bir sorunu olmadığı anlamına gelmemektedir. On yıllardır Türkiye’yi yöneten elitler sadece İslam’a değil, tüm dinler için insan hakları bakımından sorunlu bir bakış açısına sahipti.

AK Parti Hükümeti’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte belli bir yumuşama yaşansa da 2010 yılına kadar Devlet nezdinde İslam birinci iç tehdit olarak görülmeye devam edildi. Tehdit sıralamasında ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın önünde yer alma talihsizliğini de yaşadı bu ülke! 2010 yılında nihayetinde on yıllarca süren bir utanca son verilerek normalleşme yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Elbette tehdit olarak ‘İslam’ tabiri kullanılmamıştır. Ancak irtica adı altında kastedilenin ‘İslam Dini’ olduğu herkesçe malumdu.

% 99’unun Müslüman olduğu Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğünün devlet tarafından yıllarca “irtica” gerekçesiyle önemli ölçüde tahrip edilmesine varan baskılara tâbi tutulmasının yanında, bu kesimin vergileriyle maaş alan birçok memur, rütbeli asker,’ devlet sanatçısı’, dizi ve sinema oyuncusunun sadece namaz kıldığı veya başı örtülü olduğu için aşağılandığına, dışlandığına şahit olduk. Entelektüel olduğu sanılan birçok basın- yayın grubu ve bu gruplarda çalışan çok sayıda yazar, çizer ve basın mensubunun da İslam’a ve dindarlara yönelik düşmanca tavrı bugün hala devam ediyor. Devlet, vatandaşıyla ve onun inancıyla barışarak hatasından döndü. Ancak bizim laikçiler antidemokratik kafa yapısından bir türlü kurtulamadıkları görülmektedir. İslam dinine ve Müslümanlara yönelik aşağılayıcı, küçük düşürücü eylem ve söylemlerde bulunmaya tam gaz sürdürüyorlar. Üstelik, bunu yaparken kendilerini demokrat, özgürlükçü ve laik olarak tanımlıyorlar!

Peki Arseven’in toplumda büyük tepkiye neden olan o sözleri neydi?

   “Cuma düzenlemesi yapılsa bile, ki bunu deneyecekler, kimse uymamalıdır. Buna direnmek yurtseverliğin ölçüsüdür. Aleviye ibadethane dayatması yap, kendi meşrebine uygun din yarat ve buna da demokrasi de… Laiklik ekmektir, sudur. Karışmayın insanların nasıl inanacağına, düşüneceğine, ibadet edeceğine… Nasıl giyineceğine, nasıl üreyeceğine… Kimsiniz siz? Ne hakla?”

Bizim ‘demokrat’ Arseven; “İnsanların nasıl ibadet edeceğine karışmayın. Karışmayın insanların nasıl inanacağına, düşüneceğine, ibadet edeceğine… Nasıl giyineceğine, nasıl üreyeceğine..” buyurmuş. Ama kamuda çalışanlara Cuma namazı iznini düzenleyen genelgeye şiddetli karşı çıkarak Milyonların namaz kılma özgürlüğüne itiraz etti. Üstelik bu itirazı “Laiklik özgürlüktür” ifadesinin ardından yapmış!

     Peki Arseven gerçekte ne söylemeye çalışıyor? Laik yaşam tarzını benimseyenlere karışmayın ama biz ‘ülkenin gerçek sahipleri’, Müslümanların namazına, başörtüsüne, kurbanına velhasıl her şeyine karışırız demek istiyor! Anlayacağınız bu ‘demokrat’ arkadaş ve benzerleri Müslüman mahallesinde salyangoz satma alışkanlığından vazgeçmek istemiyor!

Arseven Milletin değerleriyle savaşır da Yargıçlar Sendikası eski Başkanı Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu geri durur mu?!!  Ömer Faruk Eminağaoğlu’da tepkiyi bir adım ileri taşıyarak Arseven’e nispet yaparcasına, yürürlüğe giren Cuma namazı izninin iptali için Danıştay’a başvurdu.

Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Arseven gibilerine bir tavsiyem var ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satma alışkanlığından vazgeçin. İnançlı çoğunluğa karşı saygılı olmayı öğrenin. Özgürlüklere sözde değil, özde inanın. Çifte standartlı olmaktan vazgeçin!

Buradan size artık ekmek yok…!

MEHMET ZENGİN

08/01/2016



©2010 Copyright Mehmetzengin.net