MEHMET  ZENGİN

RECEP GARİP İLE YENİ ÇIKAN KİTAPLARINI KONUŞTUK…

25.01.2015

“KİTAPLARIN DÜNYASINDA SİYASET KÜÇÜK BİR NOKTADIR” DİYEN RECEP GARİP’LE YAPILAN SON SÖYLEŞİYİ MEHMET ZENGİN “MERCEK HABER”DE SİZİN İÇİN GERÇEKLEŞTİRDİ

22.Dönem Milletvekili, Şair, Yazar, Ressam, İlahiyatçı ve halen ‘Vahdet Gazetesi’ köşe yazarlığı yapan Recep Garip ile “Sanat, Dil, Edebiyat, Siyaset ve son dönemde çıkan kitapları üzerine bir söyleşi yaptık.

RECEP GARİP KİMDİR:

Şair, yazar, ressam ve 22. Dönem Adana Milletvekili 1956 Tarsus’un Sanlıcaköyünde doğdu. İlköğrenimini Köyünde, Orta öğrenimini Adana İmam Hatip Lisesi, Yüksek öğrenimini ise İstanbul Yüksek İslam Enstitüsündetamamladı.

1982 -1994 yıllarında öğretmenlik ve yöneticilik, 1994-2002 yılları arasında İstanbul Ümraniye ve Eminönü Belediyelerinde Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü görevlerini yürüten Garip, 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimlerinde Adana İlinden Milletvekili olarak Parlamento’da 5 yıl görev yaptı.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında, Vakıf ve Derneklerde Başkan ve Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenen yazarımız,Adana Birlik VakfıKurucularındandır. İstanbul Uluslararası Kardeşlik Derneği (IBS) Genel Sekreterliği (2009-2011) ayrıca Dil ve Edebiyat Derneğinin Eğitim ve Kültür Genel Başkan Yardımcılığı ile Dil ve Edebiyat Dergisi (2008-2011) Genel Yayın Yönetmenliğini, Tiyemder, Yimder Yönetim Kurulu Üyeliği ve Kültür Başkanlıklarını da yürütmüştür.

Alemara, Büyük Akın, Çınar, Pulsuz, Yeni Sıla ve Ay Vakti Dergilerini dostlarıyla birlikte yayınladı.

Birçok şairin şiirini özel bir TV kanalı için seslendirdi. Ulusal ve Yerel Gazetelerde yazılar yazdı. Kültür ve Sanat ağırlıklı Seminer ve Konferanslar verdi.

Yayınlanmış 21 kitabı bulunuyor. Şair ve yazarlığının yanı sıra 30 yıldır yağlı boya resim çalışmaları ile uğraşanGarip, 29 Ulusal, 1 Uluslararası olmak üzere, 30 kişisel resim sergisi açmıştır. Türk Dili, Karınca, Mavera, İkindi Yazıları, Kültür Dünyası, İslami Edebiyat, Düş Çınarı, Hüner, Yedi İklim, Susku, Yedi Harf, Hece, Kız Kulesi, Ay Vakti, Dil ve Edebiyat, Buruciyedergilerinde deneme ve şiirleri yayınlanmıştır. Halen, Ay Vakti, Türk Dili, Aşkın E Hali, DeğirmenŞehir ve Kültürdergilerinde yazı ve şiirleri yayınlanmaktadır.

Evli ve 4 çocuk babasıdır.

ESERLERİ:

ŞİİR

1- Deprem Sesi (Mart 1988)

2- Öğretmen Şiirleri – Antoloji (1989)

3- Irmaklar Akar İçimden (Ocak 1996)

4- Savaş Türküsü(Şubat 1996)

5- Mavi Gül (1998)

6- Bir Leyla Düşü (1.Baskı(2000, Timaş yayınları 160 sayfa, 2.baskı (Nisan 2004 Vuslat Yayınları, 160 sayfa), 3.baskı (2010 Kitap Adam,160 sayfa)

7- Mavi Türkü (2003)

GÜNLÜK

8- Bir İmza Serüveni – Türkçe/Boşnakça( Eylül 1997)

DENEME

9- Mehtapta Lisan(1.Baskı Nisan 2004 Vuslat Yayınları 130 sayfa), 2.Baskı Nisan 2010, Kitap Adam, 130 sayfa)

10- Şehir ve Medeniyet(1.Baskı Nisan 2004, Vuslat Yayınları ,140 sayfa), 2.Baskı (Nisan 2010, Kitap Adam ,140 sayfa)

11- Herkes İçindeki Dünya Kadardır (Ocak 2012, Karma Yayınevi, 2013 – Paradoks Yayınları 2. Baskı – 350 sayfa)

12- Günlerin izi – ( Nisan 2014, Paradoks Yayınları – 305 sayfa

13- Yedi Bilge “Yedi Güzel Adam” –  Eylül 2014 – Lore Yayınları

14- Sır Mektupları – Eylül 2014 – Lore Yayınları

TİYATRO

15-Gülün Adı Kırmızı (Nisan 2004)

DİNİ

16 -Namaz ve Oruç Rehberi – Ammar İlkay ismiyle(Ocak 1998,Ümraniye Hizmet Vakfı)

17- Kurban Risalesi – Ammar İlkay ismiyle(1.Baskı Nisan 2000, Ümraniye Hizmet Vakfı, 80 sayfa), 2. Baskı(Ocak 2005, Akademi Yayınları)

TARİHİ

18- Çanakkale Ruhu(Ocak 2011, Özel Yayınları)

RESİM

19-Renklerin Buluşması (Tasarı – Haziran 2006)

20- Resmin Şiiri (Katalog) – 25 Nisan 2013

21- Renklerin Buluşması (Katalog) – 2013

www.recepgarip.com.tr  recepgarip@gmail.com

MEHMET ZENGİN - Kıymetli hocam sizinle 1990 yılından bu yana tanışıyoruz. Çok yönlü ve renkli bir kişiliğe sahip olduğunuzu en iyi bilenlerden biriyim. Son yıllarda ülkenin yetiştirdiği önemli sanat adamlarından birisiniz. Şair, yazar, ressam, ilahiyatçı ve edebiyatçı sıfatlarıyla öne çıkıyorsunuz, anılıyorsunuz. Bu sanat dallarında güzel eserler kazandırdınız. Bir dönemde siyasette bulunmuştunuz. 22.Dönem Adana Milletvekili olarak görev yaptınız. Sizinle ilgili çokça sorulan ve merak edilen soruyu size sorarak söyleşimize başlamak istiyorum.

Kendinizi Şair Recep Garip olarak mı, Yazar Recep Garip olarak mı, yoksa edebiyatçı, siyasetçi ne bileyim İlahiyatçı olarak mı daha çok konumlandırıyorsunuz? Diğer bir ifadeyle hangisi ile anılmak size daha doğru geliyor?

RECEP GARİP - “Aslında hepsi de kabulümdür. Ama daha yakın gelen önce şair, sonra yazar ve ressam sanki sıralama böyle geliyor. İlahiyatçılık ise işin elbisesi, süsü ve özüdür. Hamur ilahiyat, doğuş sanat diye düşünüyorum. Yazdıklarımda her birisinde en etkili yön birazda ilahiyatçı tarafımın, ahiret azığı için oluşunu göz ardı etmemem diye de düşünüyorum. Öyle olmalıdır. Doğrusu da budur. Burada siyasetin durduğu nokta ise küçük bir nokta gibi geliyor bana.”

MEHMET ZENGİN – Ahiret azığı ifadesini biraz daha açar mısınız?

RECEP GARİP – “İnsanın beslendiği menşe vahiydir. Kitapların anası Kuran-ı Kerim. Bütün yazılanlar o daha iyi anlaşılsın diyedir. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım o merkez bizi suluyor ve sulandığımız vahyin ışığı umuyorum eserlerimize de sirayet ediyordur. Asıl dünya için geçici bir dünyada bulunduğumuzu asla unutmamamız gerekiyor. Bu dünya için denilir ya üç günlük bir dünya. Sahiden de öyledir üç günlük bir oyalanmadan ibaret. Kavgaların üç gün için yapıldığını bir düşünebilse insan? Buna sebeptir ki bütün eylemlerimizin ahiretin azığı olduğunda şüphem yok. Her eylem bir ahiret azığıdır. Eylem, tepeden tırnağa kadar yapıp durduğumuz 24 saatin tamamıdır. Öyle olunca öte dünya dediğimiz ebedi âleme hazır olmak bu dünyadaki üç günlük zaman içinde mümkün oluyor. Yalansız, riyakârsız, dürüst ve dosdoğru olmakla, yardım eden elinden ve dilinden herkesin emin olduğu bir yolcu olmak icap ediyor. Söz özle özdeş olmalıdır. Çatışmayan, çelişmeyen bir iman bir inanç ve bir mümin olabilmektir bütün mesele.

Mesele, yeryüzünde ki varlığımızın idrakidir. Olan bitene karşı duyarsızlıktan kurtulup tavır ve duruş ortaya koymak gereklidir. Kuran ve sünnet üzere olmak demek Filistin’de, Mescidi Aksa’da, Afrika’da, Doğu Türkistan’da, Buhara’da, Kırımda, Kazan’da, Musul’da, Kerkük’te, Eritre’de, el hasılı olunması gereken yerde olmak ve kardeşliğimizin gereğini yapmaktır.

Bütün bunları yaparsak eğer namazımızın da, orucumuzun da, haccımızın da, selamımızın da daha anlamlı hale dönüştüğünü göreceğiz ki bütün bunların hepsi ahiret azığıdır. ”

MEHMET ZENGİN - Siyaset sonrası üs tüste eserleriniz yayınlandı yayınlanıyor. Bunun sebebi nedir?

RECEP GARİP – “Türk Siyaseti, oturmuş bir siyasi temelleri barındırmıyor. Dolayısıyla ülkemin her problemiyle her Milletvekili her şeyiyle ilgilenmek durumunda kalıyor. Geleniyle, gideniyle, tayiniyle, atamasıyla, kayırmasıyla, taraflılığıyla, hak edenle etmeyen arasındaki durumla, evsizi barksızıyla, yolda kalmışıyla, evden kaçanıyla, göçeniyle, ilgilenirse bir milletvekili yalnızca halkın kişisel sıkıntılarıyla ilgilinmiş olur.

Oysa Siyaset, devleti yönetme ve devletin geleceğine ait projeler hazırlaması icap eder. Geleceğin yüzlerce yıllık politikasının belirlenmesine zaman ayırması icap eder. İçte ve dışta gelişen olaylara karşı milli duruşlar ortaya koyarak problemlerin kişisel değil evrensel anlamıyla ümmetin dertlerinin de çözüleceği makamdır siyaset makamı. Gece gündüz demeden koşulması gereken, hizmette vakit, zaman ayarı olmadan fedakârlık gerektiren bir alandır siyasetin alanı.

Türk siyaseti yeni bir döneme girmiştir. Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli rotasıyla gelinen nokta Büyük Cihan Devleti Yeni Türkiye’nin dinamiklerinin tarihin temellerindeki köklere ulaştırılmasıdır. Şimdi bunun ameliyesi yapılmaktadır. Siyasette düşünce, fikrin gelişimi, sanatın ve edebiyatın önde olduğu ve sistematik anlayışın yani felsefi düşünmenin ağırlıklı olacağı Ahmet Davudoğlu dönemi daha da dikkatli adımların atılmasını icap ettiriyor. Bunun tarihi bire ödev olduğunu her iki liderde biliyor. Bu nedenle Türk siyaseti, yeni bir döneme, dünyanın dönüşümüne yeni, yepyeni kapılar aralamak için gayret etmektedir.  Bu gidişe her bir aydının katkısı gereklidir.

Aydınlar, yeryüzünü düşüncenin ışığıyla aydınlatan insanlar topluluğudur. İlmin, irfanın, kültürün, şiirin, sanatın ve düşüncenin en çok toplumu örmesi gereken bir zamana erdik. Bütün edebiyatçılar, sanatçılar kişisel duygularını bir yana bırakarak geleceğin Türkiye’sine katkıda bulunmaya memur ve mecburdurlar.

Siyaseten seçilmiş olduğunuz şehrin bütün köylerinin, kasabalarının her bir işi sizi ilgilendirir. Sorumluluk hissi varsa seçilen insanda bunu hisseden siyasetçiyi uyku tutmaz. Kendisine zaman ayırma imkânı da olmaz.  Bundan kaynaklı fırsat bulamadığım çalışmalara 2007 sonrasında daha fazla eğilme fırsatı buldum. Daha çok okumaya, daha çok düşünmeye, yazmaya, konferanslara fırsatlar buldum. Yeni yazılar, makaleler, denemeler, şiirler böylece devreye girmeye başladı.

Gerçi siyasetin içindeyken (bilfiil milletvekilliğini kast ediyorum) pek koptuğumu söylemesem de dağılıyorsunuz. Okumalarınız zayıflıyor. Yazmalarınız zayıflıyor. Kültür sanatın içindeki zamanlarınız daha çok arazide geçmek mecburiyetinde. Siz ne kadar arzu ederseniz ediniz buna fırsat kalmıyor. Böyle süreçler sonrası dosyalar tamamlandı ve dört kitabımız okuyucuya ulaşmış oldu. 20’yi aşan eserlerimizle okuyucular arasında ki bağlantılarımızı diri tutmaya özen gösteriyorum. Şimdilik üniversitelerde, liselerde ve kültür merkezlerinde (Türkiye’nin genelini kast ediyorum burada) konferanslar, seminerler, oturumlarım sürüyor. Yazı çalışmalarım daha çok temellendirilmiştir. Sistemli okuma sistemli yazmayı da sağlıyor elbette.”

MEHMET ZENDGİN – Yeni yayımlanan kitaplarınızın hikayesi ve içeriği hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

“Herkes İçindeki Dünya Kadardır” adlı kitabım ‘denemeler ve makalelerden’ oluşuyor. Kırk yılı aşkın süredir okuyup, yazıp durduğum birikimlerin sonucunda ulaştığım eserlerdir bu son dört kitabım.

“Günlerin İzi” edebi günlüklerimdir. Kırık yılın güncelerinden oluşmaktadır. Edebiyatla ilgilenen gençlerin mutlaka okumalarında yarar gördüğüm eserlerimden birisidir. Yazar ve şair olabilmek için kaleme alınmış güncelerdir. Günce o güne dair ışıltılar taşısa da okuduklarımızın her birisinin ruhundan beslendiği muhakkaktır. Bu nedeledir ki günlükler tutmak yazar ve şair adaylarının vaz geçilmezi olmalıdır.

Bir diğer eserimiz ki oda liseli ve üniversiteli gençler tarafından mutlaka okunmasında yarar gördüğüm, kalem erbabı gençlerin dikkatle şerhler düşerek eğilmelerini faydalı bulurum. Bu eserimizin adı da  “Sır Mektupları”- Edebi Mektuplardır. Mektuplar bize düne dair bilgi, belge niteliğindedir. Mektuplar hem durumu belirler hem de duruma müdahale eder. Asker mektupları, sevgiliye mektuplar, anne babaya mektuplar, gurbet mektupları her diam ülkelerde var olan gerçeklerdir. Bu gerçeğin bu yüzyılda giderek kaybolmaya yüz tuttuğunu bunu var kılma adına özel mektuplarla yarınlar için ufuk açıcı edebiyat tilmizlerine, çalışanlarına çay içer gibi, çerezle vakit geçirir gibi damak tadı vereceğini ifade etmekte yarar görürüm.IMG-20150114-WA0003Bu gün hala TRT’de dizi olarak oynayan “Yedi Güzel Adam” dizisinde edebiyat ustalarımız üzerine yazdığım, on beş yıldır üzerinde çalıştığım son kitabım olma özelliğine de sahiptir. “Yedi Bilge – Yedi Güzel Adam”. Biyografik denemler diye de ifade edilebilir bir eserimizdir. Yine edebiyat okurlarının, yazı ve şiiri önde tutan, el kitabı olmayı hak eden bir eserimizdir. Dönemin şairlerini, edebiyatçılarını, hatta seksen öncesi durumları daha iyi anlayabilmenin ve bir şair, bir yazar olabilmenin yollarını gösteren, ara notlarla okuyucuya istikametler veren çalışmalarımızdan oluşmuştur.”

MEHMET ZENGİN – Aydın, Siyaset ve Sanat ilişkisi hakkında ne söylemek istersiniz?

RECEP GARİP - “Şimdi siyaset felsefi temellere otursa ve düşünce üreten merkezlerden, yazarlardan, sanatkarlardan faydalanmayı göz ardı etmese YENİ BÜYÜK TÜRKİYE daha da ileri adımlar atacaktır. Aydınların siyasete katkısı, duruşu, yürüyüşün belirginleştirilmesinde önemli fonksiyonlar icra etmesindedir. Umuyorum bu yeni dönemle temelleri atmış oluruz hep birlikte.

“Mağaradakiler”de Cemil Meriç şöyle ifade eder;  “Her ülkenin, her çağın, her sınıfın, her ideolojinin entelektüel anlayışı başka. Dünyaca kabul edilmiş bir entelektüel kıstası yok dense yanlış olmaz.

Sağın temsilcileri için entelektüel, ya karışıklık çıkarmaktan hoşlanan, huysuz, hırçın, ukalâ bir “deklase”; vekâletnamesi olmayan bir avukat; şarkı söyleyeceğine bildiriler imzalayan bir ağustos böceği yahut da heyecansız, suya sabuna dokunmayan bir bilgi uzmanıdır. Sol, aydına bazen dost, bazen düşman. Daha doğrusu entelektüel, kendilerinden olmak şartıyla alkışlanmaya layıktır. Sağ entelektüel, çoban köpeğidir. Esasen entelektüelin sağı olmaz. Entelektüel, yükselen bir sınıfın şuurudur, yani bir devrimcidir. Ayrıcı vasfı:Tenkit.

Şöyle bir taslak çizmek kabil:

1-Entelektüel, zamanının irfanına sahip olacaktır. Ülkesinin dilini, edebiyatını, tarihini bilecek, dünyadaki belli başlı düşünce akımlarına yabancı olmayacaktır.

2-Peşin hükümlere iltifat etmeyecek, olayları kendi kafasıyla inceleyip değerlendirecektir.

Başlıca vasıfları dürüst, uyanık ve cesur olmaktır. Yani bir bilgi hamalı değildir entelektüel. Hakikat uğrunda her savaşı göze alan bağımsız bir mücahittir.”

Böyle bir değerlendirme içerisinde Siyasetin durduğu nokta daha bilinçli, şuurlu, aydın yanı entelektüel birikime sahip, ufku geniş, geleceği sezebilme kabiliyetiyle yüklü insanlardan oluşan topluluğun alanı olmalıdır ki toplum çağlar üstü ve çağlardan öte ufuklara yelkenler açabilsin, açtırabilsin.

Sanatın bu merkezdeki duruşuysa, tamamıyla kapitalizmin kucağına düşmüş bir müptezellik arz eder. Oysa sanat, estetiğin, minyatürle, dokunuşlarla, şiirsel anlamlar katarak ruhun incelmesi, yücelmesi ve tefekkürün artırılmasıdır. Sanatın siyasete vesayeti değil siyasetin sanattan beslenmesi sanatkârlarla yücelmesi söz konusu olmalıdır. Sanatı, düşünceyi ve edebiyatı önde tutan yönetici kadro çağını aydınlatmayı ve çağındaki karanlıkları kovmayı başarabilecektir.

Bunlar henüz yerine oturmadığından şiir hayatı tanzimden uzaktır, sanat müdahale etmekten uzak durmaktadır.

IMG-20150114-WA0004MEHMET ZENGİN – Şiir, sanat ve siyaset yan yana durur mu?

RECEP GARİP – “İlk bakışta durmaz gibi geliyor. Aslında bal gibi durur. Çünkü hayatı seviyeli hale getiren toplum öncüleridir. Seviyesizlik varsa yine toplumun önündekilerle yan yana konulmalıdır. Şiir hayatı anlamlı kılar, zenginleştirir. Sanatta estetik bakmamızı sağlar. Sanatı, şiiri, romanı, edebiyatı güçlü olan devletlerin medeniyetleri vardır. Medeniyetten, Yeni bir Türkiye’den bahsedeceksek-bahsediliyorsa- bu yönlerine daha çok önem verilmesi gerektiğini söylüyorum. Geçmiş çağların bilgeleri, filozofları, ilim erbapları olmasaydı onlardan bize bir şey kalmazdı. Eğer yüzyıllardır onlar yol göstericilik yapıyorsa, bıraktıkları ilimin, inkişafın, irfanın, teknolojinin, şiirin, divanların, musikinin, sanatın zenginliğindendir. Her okul, mektep, medrese ilim meclisinin yüreğinde duran şiirdir. Çünkü şiir hikmetli söz söyleme sanatıdır. Şiir hayatı yapaylıktan, bayağılıktan kurtarır. Anlamlar katar.

Siyasetin beslendiği ocak ilmiye sınıfının yüreğidir. Onların sofralarıdır. O sofralarda cemiyet şekillenir, insan eğitilir, ilmiyye sınıfı, edebiyatçılar, yöneticiler ve siyasetçiler yetişir. Yunus Emre’den, mevlana’dan, Hoca Ahmet Yesevi’den, İbni Haldun’dan, Farabi’den, İmamı Gazali’den,  Fuzuli’den, Şeyh Galip’ten, İbni Sina’dan demlenmeden çağdaşları okumadan siyaset önünü göremez. Önünü görmek üç günlük alanda at koşturmak değildir. Yüzlerce yıl önceden başlayan kargaşanın, karakışın oluşturduğu olumsuzlukları görmenin, çözmenin ve açmanın yolu birazda hem çağını hem de çağlar öncesinden bizi besleyen bilgeleri okumak, araştırmak ve onlar üzerinden bu günlerde sürüp giden kargaşanın ortadan kaldırılmasını sağlamak icap eder.

Asıl siyaseti; kültür, sanat, şiir, edebiyat alanında yetişmiş kadroların yapması icap eder. ”

MEHMET ZENGİN – Son günlerde kamuoyunda sıkça tartışılan ‘Osmanlıca’ hakkında ne düşünüyorsunuz?

RECEP GARİP - “Geçmiş yüzyıllar boyu anılan medeniyetin adı Büyük Cihan Devletimiz Osmanlıdır. Sinan Çetin geçen gün Türkiye’nin adı “OSMANLI”olsun diyor. Aslında kendisinin o ifadelerine aynen katılıyorum. Mantıksal bir köprü kuruyor geçmişle bu gün arasına. Bunu iyi anlamak icap eder. Osmanlıcayı bilmeden köprü kurulamaz. Tarih şuuru, coğrafya şuuru, insan şuuruyla yan yana durur. Şuur birazda şiirden beslenir.

Osmanlı Türkçesi dediğimiz, yüzyıllardır bizim öz dilimizdir. Solcuların-Batıcıların körü körüne Kuran’a karşı çıkma gayretleri dil üzerinden oluştuğu için, dil değişikliği bu güne getirilmiştir. Toplum, kendine, kendi öz kimliğine yabancıdır. Kurana yani İslama karşı çıkmak Anadolu irfanında mümkün olamadığından Cumhuriyetin ilk yıllarında bunun yöntemlerini bulmuşlardır. İttihatçılar, batıcılar, jöntürk hareketliliği ve Cumhuriyetin ilk dönem partileri tamamıyla bu istikamette toplumu değiştirmek zihniyetine sahiptir. O zihniyet bugünlerin temelini oluşturduğundan dolayıdır ki Allahsızlık, tanrı tanımazlık tohumları ekilmek istenmiş, zorlanmış, dayatılmış ve dini kelimeler-kavramlar değiştirilmek istendiğinden dil büyük yara almıştır. Bunlar uzun uzadıya üzerinde durulması icap eden konulardır.

Dil üzerinden yapılan bu değişim köprülerin yıkılmasına, gönüllerin hırpalanmasına, Kuran’ın raflarda kılıflarında saklanılmasına, hayatımızdan çıkarılmasına çabalanılmıştır. Bu nedenledir ki 1930- 40, 50 hatta 60’lı yıllarda yazılan eserleri bu gün anlayamaz bir Türkiye varsa bu köprünün yıkılmış olmasındandır. Dile yabancı kalmak dine de yabancı kalmak anlamına geliyor. Bizim dilimiz anadilimizdir. Ana dilimiz Türkçenin değerleri bize bırakılmış bir emanettir. Bu nedenledir ki Osmanlı Türkçesini öğrenmek farzı ayın derecesinde önem arz eder. Farzı kifaye kimileri öğrenirse belki üzerimizden sorumluluklar kalkar. Öyle olsa bile öz dilimize, öz gönlümüze dönüp kendi kaynaklarımızdan değerleri okuyabilmek, hissedebilmek ayrı bir tat, zevk ve iman kaviliği zerk eder.

Bu gün gelinen nokta da yeniden öze dönüş, yüreğe dönüş, Kuran’a dönüş başlamıştır. Bu konuda hassasiyetle adım atan iktidarın, hükümetin, Cumhur reisimiz olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ezeli ve ebedi kazanımları toplumumuzun da kazanımlarıdır. Tarih bunları kaydetmektedir. Dolayısıyla Anadolu yüreğine dönmektedir. Osmanlıca öğrenilmelidir ki köklerimiz üzerinde yeniden diriliş başlamış olsun. Emek verenlerden, emeğe katkılar sağlayanlardan Rabbim razı olsun.

Dilimiz, Türkçemiz bize kimlik verir Müslüman olmamızı sağlayan dilimizdir. Mümince duruş ortaya koyan dildir. Dile kıyan uygarlığa kıyar, medeniyeti yok etmek için dile müdahale edilmiştir. Bu nedenledir ki kullandığımız her bir kelime tarihten bize birer emanettir. Bu böyle bilinmelidir.

Cemil Meriç “Kamus Namustur” diyordu. Kamusa, sözlüğe, lügatlere, kelimelere sahip çıkmak demek namusa sahip çıkmak demektir. Dilin gelişmesi, inkişafı kitap okumakla mümkündür. Dil mücadelesi biraz da din mücadelesidir. Öyle başlatılmış ve öyle sürmektedir. Dil bizi dilimlemeden dile hâkimiyet şarttır.” IMG-20150114-WA0002MEHMET ZENGİN - Vahdet Gazetesi’nde yazmaya başladınız. Öncelikle hayırlı olsun. Gazete’de yazma teklifini ne zaman kimden aldınız?

13 Aralık 2014 (VAHDET Gazetesi yayınlanmadan iki gün öncesi) günü bir telefon görüşmesiyle başladı. Sanırım akşam saatleriydi. Yener Dönmez Bey’inaraması üzerine yazmaya söz verdim. Gazeteyle ilgili süreç öyle başladı. Teşekkürler ediyorum. Hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Her bir başlangıç yeni doğumlar, yeni muştular ve yeni kalemlerle gelir. Hakkın ve hayrın taraftarı olanların yanında yaratıcı desteğini sürdürür kuşkusuz. Rızaya uygun ameller niteliğinde olan her çaba, dünyanın sıkıntılarına çare oldukça, Ahiret kazancından da hiçbir şey eksilmez. Yeter ki azık sağlam olsun. Abdullah Gülcemal Ağabey (Isparta eşrafındandır, kadim dostumuzdur) benim de yazmamı önermiş Yener Bey kardeşime, aradılar haftada iki yazı yazma teklinde bulundular. Yener beyle görüşmemizde seksen öncesinden bildiğimiz “YENİ DEVİR” Gazetesi’nden bahsettim. Bir yıldır haftalık bu merkezli toplantılar yaptığımızı, edebiyat, sanat, düşünce ve medeniyet eksenli bir gazeteyi çıkarmayı arzuladığımızı da ifade ettim. “Bizimde arzu ettiğimiz tam da böyle bir gazetedir” diye karşılık verince teklifi kabul ettim. Bundan başka hiçbir ayrıntıyı ben sormadım oda söylemedi. Nihayet hayır ise akıbetin hayrolacağında, ümmetin ittifakı söz konusudur. Ben de öyle düşünüyorum”

MEHMET ZENGİN – VAHDET Gazetesi, Yeni Akit’e bir alternatif olarak mı ortaya çıktı? Yoksa aynı çizgide yayın yapan alternatif bir gazete midir?

RECEP GARİP –

“Yeni Akit’e benziyor mu? Yan yana konulduğunda benziyorsa elbette ki benziyor demektir. Umuyorum benim kendileriyle görüştüğüm, ifade ettiğim özgünlükte bir gazete oluşur.’ YENİ DEVİR’ seksen öncesi dönemlerin sanat, edebiyat, medeniyet, düşünce eksenli bir gazetesiydi. Bu gün dâhil bu gazetenin yeri doldurulamamıştır.”

IMG-20150114-WA0005MEHMET ZENGİN - Değerli dostum.. Zaman ayırdınız. Eksik olmayın. Son olarak söylemek istediğiniz, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

RECEP GARİP – son söz anlamında bu konuşmamız da bir “SIR MEKTUBU” niteliğindedir. “Rainer Maria Rilke’nin “Genç Bir Şaire Mektup”ları üniversiteli yıllarımdan itibaren çok sevdiğim eserlerden birisidir. Ben de açıkçası gençlere öylesi mektuplar yazdım. Arzu ettim ki mektup geleneğimiz sürsün.İmamı Rabbani’nin “Mektubatı”, İmamı Gazali’nin “Eyyühel Veled’i dahası Kafka’nın “Milanaya Mektupları”tadında mektuplardır“Sır Mektupları”. Umuyorum okuyucu damak tadı alır ve bu türlü mektuplar yazarlar.

Sevgili Mehmet Zengin kardeşim. Asıl ben teşekkür ederim. Seninle konuşmak, söyleşide bulunmak, geçmişin anıları içnde yolculuklar yapmak benim için de bir zevkti. Size ve Mercek Haber Gazetesi’ne yayın hayatında başarılar diliyorum. 4 Nisan’da kuruluşunuzun 2.Yıldönümü nedeniyle düzenleyeceğiniz ‘gecenizin’  hayırlı olmasını temenni ediyorum. Bu özel gününüz için bana yaptığınız  davet  için de şükranlarımı sunuyorum. Davetinize icabet etmekten büyük bir memnuniyet duyacağımı ifade etmek istiyorum.”

Mercekhaber Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürünüz Sayın Mehmet Derviş Canbekli, Genel Yayın Yönetmeniniz  Ahmet AL Bey’e ve  değerli Yayın Kurulu Başkanı ve üyelerine başta olmak üzere tümMercekhaber Gazetesi ailesine saygı ve sevgilerimi sunuyorum”.

15 Ocak 2015 – Ümraniye

 MERCEKHABER GAZETESİ ÖZEL RÖPORTAJI

MEHMET ZENGİN

 

©2010 Copyright Mehmetzengin.net